Aylar sonra böyle bir yazıyla bloguma dönmek istemezdim ama aylar sonra ilk defa canım buraya bunları yazmak istedi...
Bugün eski bir arkadaşımın annesinin yanımızdan ayrıldığını öğrendim. Gerçekten çok üzgünüm. Şu kanser gerçekten çok hain bir hastalık. N'yazık ki ülkemizde giderek artan da bir hastalık. Hele de sanayi şehirlerinde...
İzmitteki arkadaşlarımdan, yakınlarımdan öğrendiğim kadarıyla kanser Kocaeli'nde giderek daha sık görülmeye başlamış. Hatta benim yaşıtım doğum yapan bir çok arkadaşımın da bebeklerinde değişik hastalıklar çıktı. İnsanın içini bir korku kaplıyor... Gerçi dört bir yanı ağır sanayi ile çevrili İzmit'te bunların olması çok normal diye düşünüyorum. Oysa n'kadar harikadır benim memleketim.. Hem marmara denizine , hem karadenize kıyısı vardır, uludağ'ı aratmayan Kartepesi vardır,yemyeşil köyleri vardır ama n'yazıki bunlar kadar çok da fabrikası vardır.
Eskiden İzmitteki köyümüzde dalları almayacak kadar çok elmamız olurdu.. şimdi??? Herşey gibi onlarda zehirli havaya boyun eğer oldular , gitgide kurudular daha az elma verir oldular..
Ahhh M.... teyzem seni de yedi bitirdi bu zehirli hava .. sen de boynunu eğmek zorunda kaldın... çok üzgünüm senin gibi şeker bir insanı bu kadar erken yaşta kaybetmiş olmaktan...
30 Nisan 2009 Perşembe
3 Şubat 2009 Salı
EMLAKÇILAR

Emlakçılarla olan ilk münasebetim öğrencilik yıllarına dayanıyor. Uludağ Ünv. kazandıktan sonra ilk yıl yurtta kaldım ve ertesi sene arkadaşlarımla bir ev kiralamaya karar verdik. Bursa kazan biz kepçe birinci sınıfın bittiği yaz inanılmaz çok emlakçı gezdik. Önce arkadaşlarımla Altıparmak'ta ya da Setbaşı'nda oturalım diye düşündüğümüz için o havalenin birçok emlakçısını ve dolayısıyla da evini gezdik. Bin türlü macera.. Her girdiğimiz emlakçıya aynı şeyi söylememize rahmen "3 oda 1 salon, arakat, kaloriferli ev arıyoruz" ; 2 oda 1 salon evlere mi götürülmedik, teras katlarına mı yoksa bodrum katlarına mı ya da sobalı evlere... Hele öğretmen emeklisi bir emlakçı adam beni n'rdeyse dövücekti. Bize inatla sobalı bir ev göstermek istiyor hem de odun sobalı. Adama gayet sakin anlatıyorum "amcacım ben de arkadaşlarım da daha önce hiç sobalı evde yaşamadık, biz soba yakmayı nerden bilelim hele de bursa gibi lodosu bol olan ve bu yüzden birçok canlar yanan bir memlekette bu bizim için imkansız. öğrenci halimizle odun kömürle nasıl uğraşalım? " Yok adam illaki evi göstermek istiyor ben de inat ediyorum zaman kaybı görmek istemiyoruz diye. Bana adam bağırmasın mı "sen ne şımarık bir çocuksun, senin gibi kızla kimse evlenmez vs. " ya sabır deyip oradan kaçıyoruz. Sonra heykel tarafında ikinci katta bir diğer emlakçı büyük bir kaç odalı ofis ; istediğimiz evi anlatıyoruz kimse oralı olmuyor biz 3 saf n'diye uğraşıyorsak dil döküyoruz sonra aralarından kız sandığımız fakat konuşunca aslen erkek olduğunu anladığımız biri lutfedipte "burda ev mev yok" demesin mi biz şok bir şekilde bir daha asla ikinci katta bir emlakçıya uğramamak üzere resmen ordan da kaçıyoruz. Sonra hatırladığım bir diğer emlakçı tam bize göre bir ev bulduğunu iddia etmişti. 3 oda bir salon yerden ısıtmalı bir evmiş. " iyi dedik" Altıparmakta bir ev. Eve ev sahibi bir yaşlıca amcayla gittik. Eve bir girdik 2 odalı + ısınmak için evde hiçbirşey yok. ne soba ne kombi. Yaşlıca amcaya diyoruz ki amca bu ev yerden ısıtmalıysa bunun kombisi nerede. Amca demezmi" e bu ev aşağı daire sayesinde ısınıyor onlar çok yakıyorlar siz de ısınırsınız!!!" nası yani???" peki bu ev 2 odalı amca?? " biz gene büyük bir düş kırıklığı ile bize bile bile hiç de uygun olmayan evleri gösteren emlakçılar sayesinde ayaklarımız şişmiş vaziyette o bölgede ev tutmaktan vazgeçip çekirge tarafındaki emlakçıları gezmeye başlyoruz. Girdiğimiz bir emlakçı "tam size göre evim var 3 oda 1 salon arakat kaloriferli " demez mi biz havalara uçuyoruz. apartmana gidiyoruz apartman dışardan bakılınca süper. Acaba ne çıkıcak diye merakla eve giriyoruz. Ben hayatım boyunca böyle bir ev görmedim. Ev apartmanın arka tarafına bakıyor ev 2. katta 1. katta apartman görevlisi varmış zaten. Evin bütün camları oyulmuş bir dağ mı diyeyim artık yoksa kaya mı ona bakıyor ama bu kayaya o kadar yakın ki inanın elinizi camdan çıkarınca kayaya değiyorsunuz. Ev doğal olarak gündüz vakti bile gece gibi karanlık kabus gibi.. o evden de kaçıyoruz ve şu ev bu ev derken artık o kadar yılıyoruz ki bir ara n'rdeyse 2 odalı bodrum kat bir evi tutmalı oluyoruz. Son anda bir arkadaşımızın ağlama krizine girmesiyle kendimize gelip o evden de vazgeçiyoruz ve akşamın körü bir saatte tam olarak içini bile gezmediğimiz , baktığımız yerlerden çok alakasız nilüferde bir ev tutuyoruz. Tabii gene emlakçı tarafından kandırılarak bu evi tutmuş oluyoruz. Evi o kadar bilmeden tutmuştuk ki tatil dönüşü eve yerleşmek için ailemle Bursaya gelmiştik ve ben tuttuğumuz evi 1 saat boyu bulamamıştım. Babam da artık şaşkın bir halde "kızım siz gerçekten ev tuttunuz mu yoksa sen hayal dünyasında mı yaşıyorsun " demişti. İşte benim emlakçı maceralarım bitmez; daha aklıma gelen o kadar çok şey var ki sanırım yazmakla biticek gibi değil. Ama bu sayede Bursanın heryerinde ev gezmiş oldum. Her semtteki evlerin özelliklerini biliyorum. Ayrıca o kadar çok emlakçı gezince 2. sınıftan sonra artık emlakçıyı gözünden tanır oldum...
Etiketler:
bursa
27 Ocak 2009 Salı
BURSA'YI KRİZ TEĞET GEÇMEDİ

Bursa ' da yaşayıp Otomotiv sektöründe çalışan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Bursa ' yı kriz teğet geçmedi deldi geçti. İnsanlar birbirlerinin yüzüne ödemelerden dolayı bakamaz; kimse kimsenin telefonunu açamaz oldu. Hergün yeni bir işten çıkarılma dalgası haberlerini alıp kedere dalıyoruz.
Bursa ' da işten çıkarılan birçok insan şu an aldıkları tazminatlarla veya işsizlik parasıyla kendini geçindirir oldu. Peki ellerinde bulunan bu tazminatlar bitince yada 6 ay sonra işsizlik ücretleri kesilince n'olacak??? İşte bunu düşünmek beni gerçekten korkutuyor. İşten çıkarılan her bir insanın en az 4 kişiye bakma zorunluluğu olduğunu düşünecek olursak tablo çok derinleşiyor.
Bir anne olarak çocuklarıma yiyecek ekmek götüremez duruma geldiğimi düşünmek bile istemiyorum. Büyük insanlar belki bazı şeyleri anlıyabilirler ama ya ufacık bebekler?? onlara süt yok, yada bu akşam yemek yok diyebilir misiniz? Bir baba yada anne öyle sanıyorum ki minik yavrularını doyurmak için herşeyi yapar; peki bu herşey bu kriz ortamında kimsenin yeni bir elemana ihtiyacı yokken n'olabilir? işte beni korkutan bir diğer konuda bu.... Dileğim bu ortamda insanların suça yönelmemeleri..
Öyle sanıyorum ki bir süre sonra insanlar ya geldikleri köylerine geri dönecekler ya da çekirdek aile olarak yaşamayı bırakıp yeniden büyük kalabalık aileler olarak yaşıyacaklar.
Bu kriz ortamı daha n'kadar sürer bilemiyorum ama Bursa ' nın toparlanması biraz zaman alıcak gibi gözüküyor.
Etiketler:
bursa
24 Aralık 2008 Çarşamba
Hadi Hayırlı Uğurlu Olsun
Geçen sene bebeklerim için bir blog oluşturdum (fifiyledodonunsitesi.blogspot) ve böylece blog maceram başlamış oldu. O blog'umu Ethem ve Efdal için hazırladığımdan başka konularda yazmak istemedim (sonuçta bu amaç dışı bir durum oluyordu) ve işte böylece de bu blog'u kuruyorum şimdi (içimden geldiğince yazmak için).
Sanırım canım ne isterse onu yapıcam bu blogda.
Hadi hayırlı uğurlu olsun.
Sanırım canım ne isterse onu yapıcam bu blogda.
Hadi hayırlı uğurlu olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
