1 Temmuz 2009 Çarşamba

17 Ağustos da Depremle Uyanmak

Sonunda yılların stresi, sonuçlar henüz netleşmese de üstümden kalkmıştı. Evet üniversite sınavı gibi bir illeti alt etmiştim üstelik sınavım da kötü geçmemişti. Şimdi kesinlikle tatil zamanıydı...

Yaklaşık 12 yaşından beri her yaz tüm yazımı geçirdiğim yazlığımız ve arkadaşlarım beni bekliyolardı. Hayatımda bir şeylerin değişmeye başladığı daha yazın başından belliydi.Günlerim çok güzel geçiyordu n'de olsa kafam rahattı üstelik sınavdan da istediğime en azından yakın bir puan almıştım. Günlerim sadece deniz , kum, güneş ve eğlenceyle geçiyordu masal gibi...

15 Ağustos günü annem ve babam İzmitte işleri olduğunu söylemişlerdi ben de onlarla gitmek istemiştim sonuçta 1 gün kalıp geri dönücektik; n'den tüm arkadaşlarım yazlıktayken ben de İzmit'e gitmek istemiştim hatırlamıyorum aslında bir işim de yoktu; hem İzmit'te o aylarda hiçbir arkadaşım da kalmazdı bilemiyorum istemiştim işte...

16 Ağustos sabahı kahvaltımızı yaptık yola çıktık zaten Kocaelinin karadeniz kıyısındaki yazlığımızla İzmitteki evimiz arası en fazla 1 saatlik bir mesafedeydi. İzmite vardığımız da resmen yanıyordu; müthiş bir nem, anlamsız bir sıcak ve kasvet vardı şehirde. Üstelik yol çalışması diye her yeri de kazmışlardı n'çok söylenmiştim içimden her yaz toz duman yapıyolar tüm İzmitimi diye...

Bütün gün televizyon başında pineklediğimi hatırlıyorum sonuçta yazlıkta günlerdir televizyon bile görmemiştim ihtiyaç da duymamıştım. Ben televizyon başında pineklerken annem ve babam da dışarıdaki işlerini hallediyolardı. Akşamüstü eve geldiklerinde telefonumuz çalmaya başlamıştı. Hayret herkes bizi yazlıkta biliyordu kimdi ki acaba? Telefonun diğer ucunda Yalova'da yazlığında olan halam vardı babamı istemişti; babamla konuşurlarken babamın yaaa, offf Allah rahmet eylesin v.s gibi şeyler söylediğini duymuştum. Almanyadan yazları Çorludaki yazlıklarına gelen bir diğer halamın eşi vefat etmişti. Ertesi gün cenaze vardı ve babamla Yalovadaki halam Çorluya n'zaman nasıl giderizin planlarını yapmaya başlamışlardı. Önce ertesi gün İstanbulda buluşmaya karar vermişler sonra da vazgeçip halamın hemen bir otobüsle Yalovada kaldığı Aydın 4 Sitesinden İzmite gelmesine...

Saatler bu sıcak havada İzmitte hiç geçmiyordu. Acaba yazlıktaki arkadaşlarım n'yapıyorlardı kesin şimdi balkonda yemeklerini yemiş akşam n'reye giderizin planlarını yapıyolardı; bense Yalovadan halamı bekliyordum. Halam gelmişti babamlarla hoşbeş sohbet muhabbet derken saat bayağı geç olmuştu herkes yatmaya karar vermişti benimse uykum yoktu alışmıştım geç yatmaya ama belki de ben de yatmalıydım. En sevdiğim şeyi yapabilirdim aslında walkmanimi kulağıma takıp hayal kurabilirdim. Evet evet bu en doğru karardı...

Odama gittim o an için en sevdiğim kasetimi walkmanime koydum ve düşler alemine daldım. Yok bir türlü uykum gelmiyordu. Havada n'kadar sıcak ve sıkıcıydı. Unutmuşum yazları İzmitin n'kadar bunaltıcı olduğunu diye düşündüğümü hatırlıyorum ya da acaba hep böyle değildi de bugün mü böyleydi? Hatırlamıyordum ki senelerdir yazlarımı yazlıkta geçiriyordum..

offlaya puflaya saatime baktım oooo 17 Ağustos olmuştu demek ki saat 12'yi de geçmişti bir şarkı daha dinleyip uyumalıyım ya da dur bir şarkı daha derken en son saate baktığımda saatin 1.30'u geçtiğini hatırlıyorum...

Evet 17 Ağustos gecesi gece saat 3'e bir buçuk saat kalmıştı... benim tüm hayatımın yeniden şekilleneceği saate sadece bir buçuk saat....

18 Haziran 2009 Perşembe

çeyize koymayı unutmuşuz...

Evlendiğimden beri çamaşır makinası deterjanlarının kullanma talimatlarında gösterilen ölçek olayına sinir oluyorum.
efendim çamaşırınız az kirliyse 1 ölçek, çok kirliyse 2 ölçek
iyi tamam da bu ölçek n'rede? Benim hatırladığım bundan en az 15 sene önce deterjanların içinden ölçekler çıkardı ama şimdi??? yok! Dikkat ediyorum reklamlarda da var bu ölçeklerden... Demek ki n'ymiş zamanında çeyize deterjan ölçeği de koymak gerekiyormuş biz düşünememişiz...

28 Mayıs 2009 Perşembe

Ethem&Efdal büyüyorlar: Bursa'yı geziyoruz ikinci haftasonu:)) KUŞ PARKI#links#links#links#links#links

içimdeki konuşan belgin: yaz gelmiş gelmiş:))#links#links

yaz gelmiş gelmiş:))

< Yafuu bu pazar gezmeleri, yaz gelince bana süper moral verir oldu.. E kötü yanları da yok mu??? var malesef.. köy evi istiyorum, yakın bir yazlık istiyorum ,dağ evi istiyorum yok yok en iyisi ben çiftlik evi istiyorum:)) şöyle bol yeşilli, temiz havalı, büyük bahçeli, mümkünse deniz havalı, bir sürü ağaçlı, çiçekli hatta böcekli:))


ayyy bir de alışveriş yapasım var ayy bir de tatile çıkasım var ayyy bir dee.... ohh ohhh yaz gelmiş gelmiş belli ben sarhoş oldum bile.. eee yengeç kadını böyle n'payım:)))

Bu arada fotolar 2006 dalaman sarıgerme tatilimizden... o n'müthiş bir yer öyleee...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

"Ama ben onun kim olduğunu biliyorum"



Bugün okuduğum bir mailden çok etkilendim ve diğer beğenip de unuttuğum maillerden olmaması için buraya yazmak istiyorum. (bozmamak adına olduğu gibi aktarıyorum)

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
"Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum" demiş.

"Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince.

Yaşlı adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş.
Hemşireler hayretle "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.

Adam buruk bir sesle "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş.


"Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin."
Can Yücel

15 Mayıs 2009 Cuma

SAYGI

Bana mı öyle geliyor yoksa nesiller geçtikçe insanlar gerçekten de birbirlerine olan saygılarını kaybeder mi olmuş...
Benim annem kayınvalideme " güzin hanım" , kayınvalidem de anneme "sermin hanım" olarak hitap ediyorlar. Bunun kesinlikle resmiyetten değil de aralarındaki saygıdan olduğu da çok açık üstelik. Öyle ki beraber tatile gidyorlar, yiyorlar, geziyorlar, beraber çocuk bakıyorlar yeri geliyor beraber gülüyor&ağlıyorlar ama aradaki saygıyı kaybetmiyorlar.
Oysa ki ben işyerinde bile hiç tanımadığım insanlardan telefonda saygısızlık işitiyorum. Bunu düzeltmek için söylediğim sözlerden de yanlış anlaşılıp daha bir saygısız tavırla karşılaşıyorum.
Geçen sene ki tatilimiz de dikkatimi çeken birşey oldu. Oteldeki birbirini tanımayan yabancı uyruklu insanlar birbirleriyle olumlu yönde hep iletişim içindeler. Selamlaşıyorlar, çocuklarının birlikte oynamalarını izliyorlar, birbirlerine bir şemsiye açma konusunda bile yardımlaşıyorlar. Bizim insanlarımız ise sanki otelin sahibi; binbir türlü hava, selam veren olursa çoğunlukla dikdik bu bana n'diye selam verdi şimdi diye bakma ya da hiçbirisi olmasa bile yanından geçen kişiyi hiç umursamama durumundalar.
Oysa biz Türk halkı olarak hep misafir perverliliğimizle, sıcak kanlılığımızla övünmez miyiz? N'oldu peki artık bize??? N'den hepimiz birbirimize bağırmak için bu denli fırsat kollar olduk??
Sebebi mutsuzluğumuz ve bundan kaynaklanan negatif enerjimiz olabilir mi acaba? 80 ülke arasında yapılan bir araştırmaya göre bu ülkeler arasında en mutsuz insanlara sahip ülke olarak 1. seçilmişiz. Allah'ım n'kadar korkunç birşey bu. Bu mutsuzluğumuz tüm ülkemize yansıyor kendimize ve çevremize olan saygımıza yansıyor. İnşallah en kısa zamanda bu karanlık bulutları tüm ülke olarak üzerimizden atarız ve yine o Akdeniz ruhumuzu yakalarız.